Ana Sayfa Karabük Safranbolu Eskipazar Yenice Eflani Ovacık
5 Temmuz 2008 Cumartesi, 21:03

 Üye Girişi / Ş.U. / Üye Olun!
Kullanıcı Adı :
Şifre :

Beni Unutma

E-Kart Web Rehber Seri İlan Foto Galeri Firma Rehber Oyunlar
Karabük Haberleşme Grubu Ziyaretçi Defteri Seçtiklerimiz Kardemir Karabük Spor Hakkı Bilgücü Mustafa Yanık
 Safranbolu Tarihi
Safranbolu Adının Kaynağı
    Safranbolu adı , tarihten bu yana değişiklikler göztermiştir.Bizans Döneminde Safranbolu Dadybra (Dadibra) müslüman Arap akımları karşısında bir müstahkem kale olarak (Akratia) kıuulmuş ve önem kazanmışhr. Bizanslılar Döneminde kentin adı Dadylxa'dır. 11% mrihinde Selçuklular zamanında kentin adı Zalifre olmuştur. 
    Beylikler döneminde ve Osmanlıların ilk zamanlarında kentin adı Borglu ve Borlu şeklini almışdır. 16 yy. Osmanlı Tapu ve Tahrir defterinden izlenebileceği gibi Borlu, yöreye yerleşerı Taıaklı Aşiretinden dolayı Taraklıborlu olmuştur. Taraklıborlu adından sonra Safranbolu için Osmanlılar Döneminde kullanılan diğer adlar, 18 yy. ortalannda Zağfıraniı Borlu, 19 yy. ikinci yarısında kısa bir süre için Zağfırani Benderli 19. yy.lın son çeğreğinden itibaren Zağfıranbolu, son olarakta Zafranbolu ve Safranbolu biçimine dönüşmüştür.
Tarihten Bu Güne Safranbolu
   Safranbolu'da yaşamın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanıyor. Bölgede bilinen en eski uygarlık Gagaslar'dır. Hititler'den Lidyalılar'a Romalılar'dan Osmanlı'ya kadar pekçok uygarlığın gelip geçtiği kenti günümüzde önemli kılan Osmanlı Devleti'nin 18.ve 19. yy kent yaşamını günümüze taşıyan evleri ve çarşılarıdır. Safranbolu ülkemizde ve dünyada günümüz öncesi yerleşimlerinin çevresel dokusu içinde korunabilmiş en üstün örneklerinden birisidir. Bu nedenle kendisine "korumanın başkenti" ünvanı verilmiş, 1994 yılında ise Unesco tarafından dünya miras listesine alınmıştır. Ülkede yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu evler Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü dönemlerinde elde edilen ekonomik zenginliğin ürünüdür. Evin ihtişamı daha kapıdan başlar. Bahçeler taş duvarlarla sokaktan ayrılmıştır. Çift kanatlı büyük kapılarla bahçeye veya doğrudan eve girilir. Kapıların üzerinde çekme halkları ve mandal düzeneği bulunur. Kapıyı çalmak için ise demir şakşaklar kullanılır.
   Safranbolu Eflani arasında yer alan 24 tümülüs ve 3 büyük höyükte arkeolijk anlamda henüz bir araştırma yapılmadıgı için Safranbolu'da toplum yaşamının ne, zaman başladığı bilinmemektedir. Böl~e, Antik Devirde tarihçi Homeros'un I'lyada destanında Paplagonya olarak geçmektedir. Yörede sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır. M.S. 395 yılında Roma İmparatorlugunun ikiye ayrılması ile Safranbolu, Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) egemenlik alanında kalmıştır.
   Yöreye Türklerin 10. y.y. dan önce gelerek yerleştiklerine ilişkin izler bulunmaktadır. Ancak bu yerleşimlerin gruplar halinde oldugu ve egemenlik iddiası taşımadığı sanılmaktadır. 1074 yılında Ankara-Kastarrtonu üzerinden İstanbul'a gitmekte olan bir Bizans ordusuna yolda göçebe Türkmenlere, saldırmış olması, Türklerin yörede giderek  egemenliğe yöneldiklerinin işaretidir. 1075 yılında Selçuk Bey'in torunu Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın İznik'i almasıyla kuruları Anadolu Selçuklu Devletinin sınırı    Kastamonu - Safranbolu - Gerede hattına dayanmakta ancak muhtemeten Safranbolu'yu içine almamaktadır. Safranbolu Kale'sinin (bugiin Eski Hükümet Konağı'nın bulunduğu tepe) Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan'ın oğlu Ankara Meliki Muhittin Mesut tarafından 1196 yılında Türklerin kesin egemenliğine alındığı bilinmektedir. 
    Safranbolu tarih boyunca çeşitli uygarlıklar arasında el değiştirdiği gibi Türklerle Bizanslılar arasında ve hatta Türk Beylikleri ile Osmanlılar arasında da el değiştirmelere konu olmuştur. 1213-1280 yılları arasında Çobanoğlu Beyliğinin egemenliğinde kalan Safranbolu'nun siyasi tarihi bu tarihten itibaren yaklaşık elli yıllık bir süre için netliğini kaybetmektedir. Bir kısım yazarlar bu dönemde Safranbolu'da Umur Beyin bağımsız bir Türk beyliği kurduğu görüşündedirler ve bu görüş Bizans kaynaklarınca da desteklenmektedir. Bu dönemde Gerede ile Safranbolu arasında ilişkiler bulunduğu ve İbn Batuta'nın sözünü ettiği Gerede Beyliğinin merkezinin Safranbolu olduğu ileri sürülmektedir.  Candaroğlu Süleyman Paşa Safranbolu'yu 1326 yılında kendi egemenlik sahasına katmıştır. 1332 yılında Safranbolu'yu ziyaret eden İbn Batuta şehrin o günkü durumu ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir. 
    Safranbolu'nun Osmanlılar tarafından ilk olarak alınışı muhtemelen 1354 yıtmda Osmanlı Sultanı Orhan Beyin oğlu ve Rumeli Fatihi olarak bilinen Şehzade Gazi Siileyman Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten sonra Safranbolu yine Osmanlılar ile Candaroğulları arasında yer değiştirmiştir.l402 yılında Yıldırım Beyazıt'ın Timur'a yenilmesi ile başlayan "Fetret Döneminde" ise yörede iç savaşlar yaşanmıştır. I. Mehmet'in (Çelebi Sultan Mehmet) Osmanlı birligini yeniden sağlamasının ardından, 1416 yılında Osmanlı Ordusu Candaroğulları Beyliği'nin üzerine yitrümüş ve bu seferde Safranbolu yeniden Osmanlı ülkesine katılmıştır. 
Efsaneye Göre Safranbolu
Safranbolu' ya yakın ve büyük köylerinden biri olan kpnari köyünün yazı bağlarında iki göl vardır. Birisi Taşpınar denilen büyük göl, diğer küçük gölün ise tekin olmadığı söylenir. Vaktiyle bu göllerin bulunduğu yerde hamam varmış, bir yandan sıcak su bir yandan soğuk su akarmış. Bir gelin hamamı günü, hamam birdenbire çöküvermiş, fışkıran sular gelini de almış götürmüş. Gel zaman git zaman bu gölde süt beyaz başı olan hotozlu bir ördek ortaya çıkmış. Kendi başına yüzer durur, arada bir kaybolur yine ortaya çıkarmış. Bu ördeğin, vaktiyle sulara gömülen gelin olduğu söylenir. Yine aynı gölle ilgili olarak başka bir efsane de anlatılır. Bu efsane şöyledir: Bu köyde güzelliği dillere destan bir kız varmış, kim istese varmam der, kimseyi beğenmezmiş. Günün birinde buralara konar göçer bir Türk topluluğu gelmiş, çadırlarını kurmuşlar. Oymak beyinin bir civan oğlu varmış ki gören kız olsun da hele dayansın! Köyün güzel kızı bir gün kırlarda dolaşırken yolu bu yörük çadırlarının bulunduğu yere düşmüş. Oymak beyinin civan oğlu kızı görünce, kız da bu civan delikanlıyı görünce birbirlerine sevdalanmışlar. Tanrı'nın denk yarattığı bu iki gencin sevdası çok geçmeden kızın ve oğlanın babalarının kulağına gitmiş. Kızın babası, "Ben kızımı Avşar Yörüğüne vermem" diye tutturup, kızını eve hapsetmiş. Oğlanın babası da Avşar Yörüğüne el kızı ne lazım diye çadırlarını söktürdüğü gibi başka yere göç etmiş. Kız bir yanda, oğlan bir yanda yanıp yakıla dursun, kız bir yolunu bulup evden kaçarak oğlanın çadırının bulunduğu yere gider. Bakar ki ne çadır var, ne de sevdiği delikanlı. Köylerin güzel kızı benim sevdiğim gittikten geri bana can ne lazım diye kaldırmış kendini dibi olmayan göle atmış. Beri yanda Avşarın civan delikanlısı da bir yolunu bulup sevdiği kızın köyüne gelir, bakar ki kız yok, soruşturur, kızın kendisini göle attığını öğrenir. Benim sevdiğim öldükten sonra bu can bana ne lazım diye o da kendini dibi olmayan göle atar. Gel zaman git zaman bu gölde iki ördek ortaya çıkar, biri kalem süt beyazı, gelinlik potozu ile suna ördek, biri yeşilbaş oval ördek, yanyana arkalarında helezonlu dalgacıklar bırakarak süzülür dururlar.
Uyumaz Bilgisayar Oem Ürün Kataloğu ile İhtiyaçlarınızı Hem Hesaplı Hemde Kaliteli Temin Edin !

Karabük Yüreklileri Burada Buluşuyor. Burada Tanışıyor. Sizde Bize Yürek Verin. Karabük Haberleşme Grubumuza Katılın !!


Tavsiye Et
Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın
e-mail adresi
İstatistik
Aktif :
Bugün:
Toplam:

© Construction 1995 - 2005
Designed by Ramazan Uyumaz