|
|
 |
| Safranbolu Tarihi |
 |
|
|
|
|
|
 |
Safranbolu
Adının Kaynağı |
|
Safranbolu
adı , tarihten bu
yana değişiklikler göztermiştir.Bizans
Döneminde Safranbolu Dadybra (Dadibra) müslüman
Arap akımları karşısında bir müstahkem kale
olarak (Akratia) kıuulmuş ve önem kazanmışhr.
Bizanslılar Döneminde kentin adı Dadylxa'dır.
11% mrihinde Selçuklular zamanında kentin adı
Zalifre olmuştur.
Beylikler döneminde ve Osmanlıların
ilk zamanlarında kentin adı Borglu ve Borlu şeklini
almışdır. 16 yy. Osmanlı Tapu ve Tahrir
defterinden izlenebileceği gibi Borlu, yöreye
yerleşerı Taıaklı Aşiretinden dolayı Taraklıborlu
olmuştur. Taraklıborlu adından sonra Safranbolu
için Osmanlılar Döneminde kullanılan diğer
adlar, 18 yy. ortalannda Zağfıraniı Borlu, 19
yy. ikinci yarısında kısa bir süre için Zağfırani
Benderli 19. yy.lın son çeğreğinden itibaren
Zağfıranbolu, son olarakta Zafranbolu ve
Safranbolu biçimine dönüşmüştür. |
|
|
 |
Tarihten
Bu Güne Safranbolu |
|
Safranbolu'da
yaşamın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar
dayanıyor. Bölgede bilinen en eski uygarlık
Gagaslar'dır. Hititler'den Lidyalılar'a Romalılar'dan
Osmanlı'ya kadar pekçok uygarlığın gelip geçtiği
kenti günümüzde önemli kılan Osmanlı
Devleti'nin 18.ve 19. yy kent yaşamını günümüze
taşıyan evleri ve çarşılarıdır. Safranbolu
ülkemizde ve dünyada günümüz öncesi yerleşimlerinin
çevresel dokusu içinde korunabilmiş en üstün
örneklerinden birisidir. Bu nedenle kendisine
"korumanın başkenti" ünvanı verilmiş,
1994 yılında ise Unesco tarafından dünya miras
listesine alınmıştır. Ülkede yaklaşık 2000
geleneksel Türk evi bulunmaktadır.
Bu evler Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü
dönemlerinde elde edilen ekonomik zenginliğin ürünüdür.
Evin ihtişamı daha kapıdan başlar. Bahçeler
taş duvarlarla sokaktan ayrılmıştır. Çift kanatlı
büyük kapılarla bahçeye veya doğrudan eve
girilir. Kapıların üzerinde çekme halkları ve
mandal düzeneği bulunur. Kapıyı çalmak için
ise demir şakşaklar kullanılır.
Safranbolu Eflani arasında yer alan
24 tümülüs ve 3 büyük höyükte arkeolijk
anlamda henüz bir araştırma yapılmadıgı
için Safranbolu'da toplum yaşamının ne, zaman
başladığı bilinmemektedir. Böl~e, Antik
Devirde tarihçi Homeros'un I'lyada destanında
Paplagonya olarak geçmektedir. Yörede sırası
ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar,
Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar,
Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları
ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır. M.S. 395
yılında Roma İmparatorlugunun ikiye ayrılması
ile Safranbolu, Doğu Roma İmparatorluğunun
(Bizans) egemenlik alanında kalmıştır.
Yöreye Türklerin 10. y.y. dan önce
gelerek yerleştiklerine ilişkin izler
bulunmaktadır. Ancak bu yerleşimlerin gruplar
halinde oldugu ve egemenlik iddiası taşımadığı
sanılmaktadır. 1074 yılında Ankara-Kastarrtonu
üzerinden İstanbul'a gitmekte olan bir Bizans
ordusuna yolda göçebe Türkmenlere, saldırmış
olması, Türklerin yörede giderek egemenliğe
yöneldiklerinin işaretidir. 1075 yılında
Selçuk Bey'in torunu Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın
İznik'i almasıyla kuruları Anadolu Selçuklu
Devletinin sınırı Kastamonu -
Safranbolu - Gerede hattına dayanmakta ancak
muhtemeten Safranbolu'yu içine almamaktadır.
Safranbolu Kale'sinin (bugiin Eski Hükümet Konağı'nın
bulunduğu tepe) Selçuklu Sultanı II.Kılıç
Arslan'ın oğlu Ankara Meliki Muhittin Mesut
tarafından 1196 yılında Türklerin kesin
egemenliğine alındığı bilinmektedir.
Safr anbolu tarih boyunca çeşitli
uygarlıklar arasında el değiştirdiği gibi
Türklerle Bizanslılar arasında ve hatta Türk
Beylikleri ile Osmanlılar arasında da el değiştirmelere
konu olmuştur. 1213-1280 yılları arasında
Çobanoğlu Beyliğinin egemenliğinde kalan
Safranbolu'nun siyasi tarihi bu tarihten itibaren
yaklaşık elli yıllık bir süre için netliğini
kaybetmektedir. Bir kısım yazarlar bu dönemde
Safranbolu'da Umur Beyin bağımsız bir Türk
beyliği kurduğu görüşündedirler ve bu görüş
Bizans kaynaklarınca da desteklenmektedir. Bu
dönemde Gerede ile Safranbolu arasında ilişkiler
bulunduğu ve İbn Batuta'nın sözünü ettiği
Gerede Beyliğinin merkezinin Safranbolu olduğu
ileri sürülmektedir. Candaroğlu Süleyman
Paşa Safranbolu'yu 1326 yılında kendi egemenlik
sahasına katmıştır. 1332 yılında
Safranbolu'yu ziyaret eden İbn Batuta şehrin o
günkü durumu ile ilgili ayrıntılı bilgiler
vermektedir.
Safranbolu'nun Osmanlılar
tarafından ilk olarak alınışı muhtemelen 1354
yıtmda Osmanlı Sultanı Orhan Beyin oğlu ve
Rumeli Fatihi olarak bilinen Şehzade Gazi
Siileyman Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bu tarihten sonra Safranbolu yine Osmanlılar ile
Candaroğulları arasında yer değiştirmiştir.l402
yılında Yıldırım Beyazıt'ın Timur'a
yenilmesi ile başlayan "Fetret
Döneminde" ise yörede iç savaşlar yaşanmıştır.
I. Mehmet'in (Çelebi Sultan Mehmet) Osmanlı
birligini yeniden sağlamasının ardından, 1416
yılında Osmanlı Ordusu Candaroğulları Beyliği'nin
üzerine yitrümüş ve bu seferde Safranbolu
yeniden Osmanlı ülkesine katılmıştır. |
|
|
 |
Efsaneye
Göre Safranbolu |
|
Safranbolu'
ya yakın ve büyük köylerinden biri olan kpnari
köyünün yazı bağlarında iki göl vardır.
Birisi Taşpınar denilen büyük göl, diğer küçük
gölün ise tekin olmadığı söylenir. Vaktiyle
bu göllerin bulunduğu yerde hamam varmış, bir
yandan sıcak su bir yandan soğuk su akarmış.
Bir gelin hamamı günü, hamam birdenbire çöküvermiş,
fışkıran sular gelini de almış götürmüş.
Gel z aman
git zaman bu gölde süt beyaz başı olan hotozlu
bir ördek ortaya çıkmış. Kendi başına yüzer
durur, arada bir kaybolur yine ortaya çıkarmış.
Bu ördeğin, vaktiyle sulara gömülen gelin olduğu
söylenir. Yine aynı gölle ilgili olarak başka
bir efsane de anlatılır. Bu efsane şöyledir:
Bu köyde güzelliği dillere
destan bir kız varmış, kim istese varmam der,
kimseyi beğenmezmiş. Günün birinde buralara
konar göçer bir Türk topluluğu gelmiş, çadırlarını
kurmuşlar. Oymak beyinin bir civan oğlu varmış
ki gören kız olsun da hele dayansın! Köyün güzel
kızı bir gün kırlarda dolaşırken yolu bu yörük
çadırlarının bulunduğu yere düşmüş. Oymak
beyinin civan oğlu kızı görünce, kız da bu
civan delikanlıyı görünce birbirlerine
sevdalanmışlar. Tanrı'nın denk yarattığı bu
iki gencin sevdası çok geçmeden kızın ve oğlanın
babalarının kulağına gitmiş. Kızın babası,
"Ben kızımı Avşar Yörüğüne
vermem"
diye tutturup, kızını eve hapsetmiş. Oğlanın
babası da Avşar Yörüğüne el kızı ne lazım
diye çadırlarını söktürdüğü gibi başka
yere göç etmiş. Kız bir yanda, oğlan bir
yanda yanıp yakıla dursun, kız bir yolunu bulup
evden kaçarak oğlanın çadırının bulunduğu
yere gider. Bakar ki ne çadır var, ne de sevdiği
delikanlı. Köylerin güzel kızı benim sevdiğim
gittikten geri bana can ne lazım diye kaldırmış
kendini dibi olmayan göle atmış. Beri yanda Avşarın
civan delikanlısı da bir yolunu bulup sevdiği kızın
köyüne gelir, bakar ki kız yok, soruşturur, kızın
kendisini göle attığını öğrenir. Benim
sevdiğim öldükten sonra bu can bana ne lazım
diye o da kendini dibi olmayan göle atar. Gel
zaman git zaman bu gölde iki ördek ortaya çıkar,
biri kalem süt beyazı, gelinlik potozu ile suna
ördek, biri yeşilbaş oval ördek, yanyana
arkalarında helezonlu dalgacıklar bırakarak süzülür
dururlar. |
|
|
|
|
|
|
|
|