Şu internet denilen şey gerçekten çok ilginç.
Kim bulduysa, insanlığa olan katkısı nedeniyle he iki alemde de mutlaka bunun ödülünü alacaktır.
Bırakıyorum milyonları belki milyarları bulan yararlarını. Sadece ve sadece bir tanesine değinmek istiyorum: İNSANLARI BULUŞTURMASI…
Son günlerde Facebook’da bazı çağrılar ve onun sonrasında da ortaya bir çok fotoğraflar çıkıyor….
Belli yaşlara gelmiş kadınlı-erkekli guruplar bir arada bazı mekanlarda eğleniyorlar. Ve bu eğlencelerden, gezilerden yayılan ilginç fotoğraflar…
Gülenler, oynayanlar, şakalaşanlar…
Bunlar sanki iş-güç sahibi insanlar ya da emekli olmuş affedersiniz ama kerli-ferli adamlar-kadınlar değiller de Demir Çelik Lisesi’nin yaramaz, afacan öğrencileri…
Sanki ülkemizin seçkin mekanlarında eğlenmiyorlar da Demir Çelik Lisesi’nin o yıllarda ayakta olan koca çınar ağaçlarının altında koşturup duruyorlar. Öylesine mutlu, öylesine çocuksu eğlenceler…
Bir gün bakıyorsunuz ki 1970 öncesi mezunları….
1971-72’liler..
73-74’lüler…
Ya da bir başka devrede mezun olmuş olanlar.
Hatta geçen yıllarda benim Erhan Ve Gökhan’ın mezun oldukları 1990’lı yılların mezunları bile bir araya geldiler. Geliyorlar…
Kolejliler de yapıyorlar sanırım böyle kutlamaları.
Bu arada başka mezunlar da var kutlama yapan. Örneğin: Kırkıncı yılını kutlayanlar…
Ya da Tıp Fakültesi’nin falanca yıl mezunları gibi.
Geçtiğimiz yıl içinde hangi arkadaşımızla karşılaşsak biz de aynı şeyi söylemeye başladık. Hangi arkadaş dersek, bir avuç insan kaldık Karabük’te zaten.
En sonunda da geçen hafra bir araya gelme şansını yakaladık altı kişi olarak.
Demir Çelik İşletmeleri Etüt Planlama Müdürlüğü elemanları…
Önceleri Celal Dörttepe ile konuştuk bu konuyu. En sonunda da onun büyük katkısıyla gerçekleşti ama buna yemeğe katılan herkes de kendince katkıda bulunmaya çalıştı.
Celal Dörttepe, İsmail Keskin, Ulvi Yeğin, Ahmet Bürümcek, Temel Haliloğlu ve ben…
Organizasyon için de Tabipler Odası lokalini tercih etmişler.
Akşam saat 18.00 de oturduk masaya ve kahkahalar başladı gecenin doruklarına ulaştığımızda hala daha sürüyordu.
Bu arada ben Metin Altan’ı aradım. İşyerinde olduğunu, erken çıkabilirse mutlaka geleceğini, bu kez katılamasa da gelecek toplantılarda mutlaka bulunacağını söyledi. Daha sonra arayan Necdet Özal adeta isyan etti, “neden haberim yok” diye.
Burada bizler de müdür, şef, uzman, memur olarak çalışmış ve şu anda emekli olmuş belli yaşın üstündeki insanlardık. Ama orada ne yaşımız kalmıştı ortada ne de makamlarımız, mevkilerimiz…
Bir ara Celal Dörttepe; “Ya arkadaşlar, bütün anılarınızı bugün anlatmayın, gelecek yemeklere de kalsın “ demek zorunda kaldı.
O kadar çok ve güzel eğlendik.
Ve 7 NİSAN 2010 Çarşamba akşamı buluşmak üzere o akşama son verdik.
Değerli okurlarım, bu kutlamalar neden yapılıyor acaba?
Bu sorunun yanıtını bazı dostlarımız belki de hiç düşünmemişlerdir bile. Çünkü o kadar mutlu ve huzurlu yaşıyorlar ki o günlerini bunu düşünmeye gerek bile duymuyor olabilirler.
Aslında bunu sorgulamaya da gerek olmayabilir ama buradan bir yere gelmek istiyorum. Ancak burada bir parantez açarak, bir arkadaşımızın anlattıklarını paylaşmak istiyorum sizlerle.
O arkadaş : “Mustafa abi, önceleri biz beş yılda biraraya geliyorduk. Yıllar sonra bunu iki yılda bir yapmaya başladık. Son yıllarda ise her yıl bir araya geliyoruz.”
İşte işin puf noktası da burası.
İnsanlar yaşlandıkça, eskiden ender olarak selam verdikleri insanlarla bile birlikte olmayı istiyorlar. Ve bu isteklerini de yaşlandıkça daha kalabalık ve daha da sık olmasını sağlamaya gayret ediyorlar.
Bu işin bir yönü değerli okurlarım.
İkinci ve benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise Karabük’te yaşayan insanların neden bu şekilde bir araya gelmek istemeleridir? Yani bizim yaptığımızı yapmaya ne gerek vardır?
Çünkü Karabük’te yaşayan bizler bir araya gelemiyoruz. Birbirimizle görüşme şansını yakalayamıyoruz. Çünkü bir araya gelecek mekanlarımız yok ne yazık ki.
Çok uzun yıllar birlikte oturduğumuz, oyun oynadığımız, dertleştiğimiz,yemek yediğimiz, içki içtiğimiz mekanlar kalmadı. Mühendisler ve Memurlar kulüpleri, Havuzlu Bahçe, çarşıda bulunan bir çok lokanta kapanmış durumda.
Birkaçı dışında kahvehane de yok. Bakınız asıl adı olması gereken kıraathane, yani kıraat edilen yani OKUNAN YER de kalmadı.
Yaaa, anılardan söz edelim derken nerelerden nerelere geldik değil mi dostlar?..
Nereye geldiğimiz önemli değil.
Önemli olan: ESKİ DOSTLAR şarkısını sık sık söyleyebilmek...
Unutulmuş birer birer
Eski dostlar, eski dostlar
Ne bir selâm, ne bir haber
Eski dostlar, /eski dostlar
Hayâl meyâl düşler gibi
Uçup giden kuşlar gibi Yosun tutan taşlar gibi
Eski dostlar, eski dostlar
Unutulmuş isimlerde
Bilinmez ki nasıl, nerde Şimdi yalnız resimlerde
Eski dostlar, eski dostlar |